26 Ağustos 2014 Salı

Öpüşünce acımıyormuş;)



EVet artık itiraf ediyorum 5. aya kadar herşey kontrol edilebilirmiş, bundan sonra çok tehlikeliymiş, çünkü daha şimdiden bir top gibi hissediyorum. Antalya sıcaklarını evde geçirmek ve çevreden gelen 'kiloları takma, bu en rahat yiyebileceğin dönem' cümleleriyle kendimi biraz salıvermiş gibi hissediyorum. Artık bacak içlerim yürürken birbirine sürtünüyor, işte bu tanımlama eminim kilo almanın ne demek olduğunu bilenler için yeterince açıklayıcı olmuştur;) Farkındayım bu hamilelik konusuna hep kilo ile yaklaşıyorum ama bir anda böylesine bir değişim insanı en çok bu yönden etkiliyor sanki, tabi bu yüzeysel bir yaklaşım gibi görünse de vücudumuzun bu denli hızlı değişimi hayrete şayan, kim ne derse desin...

21 hafta 4. günümüzdeyiz. 63 kg yi gördüm müjdeler ola;)

Artık karnımın görülmeyecek, anlaşılmayacak bir tarafı kalmadı, hamile olduğum hiç bilmeyenler tarafından bile kolayca algılanıyor, ne mutlu;) "Hamile misiniz?" sorusunu cevaplamaya bayılıyorum ve arkasından gelen, kaç aylık, cinsiyeti ne gibi diğerlerine de...
Ama en muhteşemi bu minik tekmeler, hareketler, gerilmeler. Bazen müzik açıp, karnımı da açıp saatlerce ona bakabiliyorum, vücudunun nerede olduğunu tahmin etmeye, farklı müziklere tepkisini ölçmeye çalışıyorum ya da yediklerime;) Kendini sürekli hatırlatıyor gibi, hiç beklenmedik bir anda orada bir yerde, hatta bazen arka arkaya dans eder gibi, darbelenmelerrr...

 Kısa bilgi; Geçtiğimiz haftalarda burnumda oldukça büyük ve ağırılı bir uçuk çıktı. Bir kaç yıl önce yine aynı yerde çıkan uçuğumun geçmesi antibiyotikler kremler kullandığım halde yaklaşık bir ayı bulmuştu. Hamilelerde bağışıklık sistemi her etkiye daha açık olduğu için görülebilen ancak herhangi bir ilaç kullanılmasına kesinlikle izin verilmeyen bu uçuğu bir hafta içinde kurutmayı başardım. İlacım mı neydi; bildiğiniz karbonat;) Fotoğrafta burnumda da gördüğünüz gibi, kesinlikle tavsiye ederim...

Geçtiğimiz hafta bebekle ilgili araştırmalarıma biraz ara verdim, yavaşlattım ya da kontrol altına aldım diyebiliriz. Normal doğum konusunda biraz obsesif yaklaştığımı düşünüyorum şu anda.
3. kez doktor ve hastane değiştirdik, evet taşınmanın, İstanbul'a göre başka bir şehirde olmanın etkisi tabi ki bu konuda da farkını hissettiriyor. Ama sonuçta bu doğumu ben yapacağım, doktor değil, şehir değil o yüzden kendimi fazla fazla doldurmanın ve gereksiz baskı yaratmanın bir faydası olmadığını tam tersi bu kontrolcülüğün hayalkırıklığı yaratabileceğine karar verdim.

Hayır asla doğumdan korktuğum için değil ama artık eğer gerçekten gerekiyorsa sezeryan da olabilir diyebiliyorum. Çünkü burada görüştüğüm diğer doktor da öyle hayal ettiğin gibi 'pozitif doğum' süreçlerini yaratıp yaşamana destek olacak tıbbı ekip ve ekipman bulamayacağımı net bir şekilde belirtti. Yani doktorunuz size baştan söylüyor ben kesik atarım, suni sancı veririm, vakum kullanırım vs... tüm bunlar önce onlara gıcık olmanızı ve sağlık sistemini sorgulamanızı sağlasa da aslında bu kadar yargılanmayı da haketmiyorlar. Kendi tecbürebeleri doğrultusunda 'durmadan yiyip, hiç bir hareket yapmadan, son aylarında yardımsız kıpırdayamayan, kocaman hamilecikler'den o kadar çekmişler ki, son anda iptal edilen normal doğum kararlarından, 'içimdekini bir an önce alın' isteklerinden o kadar bıkmışlar ki, en başından olacakları net belirtiyorlar.

Ama merak etmeyin pes etmiş değilim. En azından evimize 5 dk olan hastaneye gitmeden önce kendi süreçlerimi evimde rahatça geçirebilirim diye umud ediyorum. Şimdi sizinle bu normal doğum konusunda araştırmalarım sırasında beni motive eden, doğumun ağrılı sancılı olmak zorunda olmadığını kanıtlayan, herşeyin bize de bağlı olduğunu bu süreci istersek nasıl kontrol edebileceğimizi, dönüştürebileceğimizi hissettiren bir kaç bilgi paylaşmak istiyorum.

Herşeyden önce hareket etmenin, egzersiz yapmanın ne kadar önemli olduğunu eğer hamile kalana kadar hala farketmemiş olanınız varsa işte şimdi bu farkındalığın zamanıdır diyelim. Çünkü rahat, kolay, daha az ağrılı bir hamilelik ve doğum kesinlikle hareket etmemize bağlı. Ben neler yapmaya çalışıyorum;


Hamile yogası
Hamile kalmadan önceki son 4 ayımı çok düzenli bir şekilde yoga yaparak geçirdim. Hem bu yüzden hem de isteyerek ve mutlu bir anne adayı olduğum için sanıyorum ki hamileliğimin ilk 5 ayını sorunsuz atlattım. Hiç bulantım olmadı, ağrılar, uykular, yorgunluklar yaşamadım. Onca ay, göğüslerimin büyümesi dışında, neredeyse hamile olduğumu hissettirecek pek farklılık yoktu vucudumda. Bu yüzden yogaya devam diyoruz ve hamile yogasını mutlaka tavsiye ediyoruz. Ben burada evime çok yakın bir salon bulamadım. Antalya sıcaklarında gündüz bir yere gidip gelmek çok yorucu hatta hamileler için tehlikeli olmasını da biraz mazeret olarak kabul ettim sanırım. Ama bu bir kaçış olamaz, işte size internet üzerinden zevkle ve herkesin kolayca uygulayabileceği hamile yogası videoları. Öğretmenimiz Katy Appleton da çok güzel bir hamile olarak 5 ayrı seriden oluşan videolar hazırlamış. Zaten hepsini yapsanız 50 dakika sürüyor ve siz bu süre içinde ne kadar ter attığınıza ama ne kadar açıldığınıza inanamayacaksınız. Alın size bir motivasyon daha, yoga aslında sadece anne için değil, bebek için yani bebeğin içerde daha rahat etmesi için de bire bir.

Kegel Egzersizleri
Bu egzersizler sadece doğum ya da hamilelik için değil, öncesi ya da sonrasında da hayatımız boyunca ihtiyacımız olan egzersizler arasında. Nedir bu egzersizler bilgilenmesinin yanında yoga asanalarının içinde hem nefes almak hem de pelvik bölgesini çalıştıran bir çok hareket olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim, nasılmış bütün yollar yogaya çıkıyormuş demek ki;) Sevişirken, hamileyken, doğum sırasında ve tabi ki doğumdan sonra en güçlendirmemiz gereken kaslarımızın başında geliyor vajinal kaslarımız. İşte bir kaç egzersiz videosu daha... Ben bu egzersizlere bir kaç yıl önce başlamıştım, çok net söylemeliyim ki cinsel zevk dediğimiz orgazm konusunda kesinlikle etkisini gördüğüm ve herkese tavsiye ettiğim bu egzersizlerden aynı zamanda şimdi hemen hemen tüm hamilelerin yaşadığı kabızlık konusunda da yararlanıyorum. Tuvalet ihtiyacı sırasında, uzun ve derin alınan nefeslerle, ve yavaş yavaş verilen nefeslerle, hiçbir ıkınma ya da sıkıştırma yaratmadan, sadece 10 nefes sonrasında rahatlıyorum. Aslında yine neymiş, herşey nefes almak ve rahatlamakmıııış;)

Pozitif Doğum
Ah şu filmler, hepimizin psikolojisini etkilediler. Hatırlıyorum da daha lisede kızkıza buluşmalarda doğum taklidi yapardım, aman hem de ne bağrışlı, itişli kakışlı, ızdıraplı. Çünkü gördüğümüz örnekleri hep öyleydi. Kadınlık dilemasının toplumsal psikolojiyle dağılımı ve yaratılan travmalar...
O küçücük yerden o kocaman insan nasıl oluyor da çıkıyordu? Tabi ki bunun bir ceremesi olmalıydı... Yeni anne olsun, eski tecrübeli annelerimiz olsun kimse doğumun kolay olduğunu söylemiyor. Normal doğumu sadece 1 saat süren arkadaşlarım bile, 'o acıyı çekeceğimi bilseydim kesin sezeryan olurdum' diyorlar. Elbet doğru, elbet kolay değil peki ama bu süreci herkes böyle mi yaşıyordu? Ya da onca saat süren sancıları dönüştürerek, ölüm acısı çekmek yerine daha sakin doğumlar yaşanamaz mıydı? Evet araştırdım buldum, yaşayanlar var arkadaşlar, biz de neden onlardan biri olmayalım;)
Sizi Ina May Gaskin ile tanıştırmak istiyorum. Bu kadın hayatını normal doğuma adamış, dernekler kurmuş, binlerce kişinin doğumunda bulunmuş, kısacası pozitif doğum gurusu olmuş Amerikalı bir ebe.  Şimdi bu hamilelik sürecinden bende bilgisi değişen bir mit de normal doğumu doktorun değil, ebenin yaptırdığı oldu.   Hepimizin bildiği gibi ebe kelimesini muhteşem argo kültürümüzde duyarız sıklıkla ama oysaki iyi bir ebe o ölümcül(!) anlar için 'herşey' anlamına geliyor. Tabi ki gereken tüm tıbbi müdahaleleri doktorlarımız yapıyor ancak o beklemeler, nefes almalar sırasında bizi ebeler yönlendiriyor. Bayan Ina ile yapılmış bir röportajı paylaşmayı borç biliyorum sizlerle. Okuduktan sonra bir de kendi gözüyle görmek istiyor değil mi insan;) Yani bağırmayan, çığlık atmayan, yırtınıp durmayan anne adaylarını merak ediyorsunuz. Ina May Gaskin ve Çiftlik Ebelerinin Doğum Hikayesi filmini izleyebilirsiniz. Hatta daha da ileri gidelim doğum sırasında orgazm olan kadınlar da var dersem şaşırır mısınız? Ya da pozitif telkinler yardımı ile bize şimdiye kadar öğretilmiş doğumla ilgili tüm bilinçaltımızı temizleyerek, doğumun çok güzel bir duygu olduğu düşüncesiyle yeniden buluşmamızı sağlayan hipno birth tekniğinden faydalanarak sadece dakikalar süren sakin doğumlar da yaşayabilirsiniz.

Tüm bunları okuyup izledikten sonra doğumumu kimseye teslim etmek istemiyorum. Çünkü biraz kilo aldım diye sezeryan, bebeğim biraz kilolu diye sezeryan, bebeğim tam dönmemiş diye sezeryan, ya da korkumdan sezeryanı destekleyen doktorlara sadece onlar öyle istiyorlar diye bacaklarımı açarak doğum yapmak istemiyorum. You Tube da biraz video ararsanız, ikizlerini bile normal doğum ile tatlı tatlı dünyaya getiren bir çok anne olduğunu göreceksiniz. Düşünsenize bir İngiliz asilzade öyle yaptı diye moda olan bu doğum pozisyonu bile aslında en rahat olanı değil. Neden hala hastanelerimizde suda doğum odaları yok!!! Tavan askısı, pilates topu gibi yardımcı aksesuarlar, farklı pozisyonlarda sancıları karşılayıp hareket etmemizi kolaylaştıran yataklar yok.  Çünkü beklemeden, kesip almak en kolayı ve en ticarisi de ondan...

O zaman biz biraz daha bilinçlenir ve tüm bu haklarımızı istersek bundan sonraki anne adayları da belki daha pozitif doğumlar yaşarlar diyerek bu farkındalığı birbirimizle paylaşmalıyız. İşte bizim gibi düşünen kadınların oluşturduğu bu dernek sayesinde bilgilenelim ve doğum öncesinde biz de kendi doğum planımızı oluşturalım... Ülkemizde malesef evde doğum yapmak yasak ama ebesini ve doulasını bulup güvenip evinde doğum yapanlar da yok değil. Çünkü en nihayetinde bu işi biz yapıyoruz öyle değil mi? Ne hastane, ne doktor, ne çevremizdeki tecrübeli büyük kadın akrabalarımız ne de eşimiz. Hadi biraz kendimize güven;) Ama yine de 'içim rahat olsun hastanede güvenilir ellerde olayım' diyenlerdenseniz doktorunuz ile herşeyi en başından konuşun derim, hem onun yöntemlerini öğrenin, hem de siz neler istiyorsunuz onları paylaşın.


Doula
Doğumların henüz hastanelerde yapılmadığı bundan çok değil sadece bir asır öncesinde, o sıcak sular ve havlularla bebeğin beklendiği odalarda ebe olurdu bir de yardımcı kadınlar. İşte o yardımcı kadınlara Yunanca 'hizmet eden' anlamına gelen doula deniyor şimdilerde. Doula'lar tıbbi destek değil psikolojik, duygusal destek için doğumun başından sonuna kadar yanımızda yer alıyorlar, doğum öncesi ve sonrasında da bilgilendirmeler yapıyorlar. Ben Antalya'da şimdiye kadar bulduğum tek doula olan Charlotte ile temasa geçtim, şimdi yurtdışında olduğundan Eylül ayında buluşacağımızı umuyorum. Ama İstanbul'da bu konuda size destek olmak için bekleyen bir çok doula ve pozitif doğum merkezi ve eşinizle beraber gidebileceğiniz doğuma hazırlık ve nefes kursları var.


4 Ağustos 2014 Pazartesi

Bebeğimle ilk tatil;)

Bebeğin doğumundan sonra yaş alması kavramı fena halde saçma geliyor.
Ya şimdi neyi sayıyoruz?
Bakın bugün 19 hafta 3. günümüzdeyiz. Nereye gidecek, nasıl sayılacak o haftalar bebek doğunca?
Şimdi sesimi duyabiliyorsa, artık tat alıyor, hissediyorsa dışarıdan etkileri, ilk kez tatile gittiğini de anlıyor demektir;) Çünkü o hepimizden daha çabuk gelişiyor şu anda, ben bile takip edemiyorum, çünkü o büyüyor giderek, tam 4,5 ay yaşında, çünkü o bir mucize...

Evdeki tartı bir işe yaramıyor. Artık her gün tartılsam da, giderek artıyor vücut çemberim. 60,5-61kg seyrediyorum. Tatil fotoğraflarında kendi gerçekliğimle bir kez daha yüz yüze geldim. Moralim bozulmuyor ama bu hızlı değişim insanın kendine bile ilginç geliyor. Son bir kaç gündür kıpırtıları daha net hissetmeye başladım. Göbeğimin altı ile kasığım arasında sağ tarafta pıtı pıtı bişeyler oluyor. Bazen birden bire geriliveriyor, elimi koyduğumda orada net bir sertlik hissediyorum, 'evet işte buradayım' der gibi;)...

Benim güzel bebeğim, annesi, babası, Barış amcası ve Buse teyzesiyle ilk kez Aperlae'ye gitti.
Orada ilk kez caretta caretta'lar ile yüzdü, hem de her gün.
200 yıllık bir taş evde su ve elektrik olmadan geçirdi günlerini. 
Pırıl pırıl denizden hiç çıkmak istemedi.
Batık şehri maske ve şinorkel ile gezdi, minik balıklara merhaba dedi.
Geceleri bütün yıldızlara tek tek, uzun uzun baktı.
(ben aşermeye inanmasam da, yazının bu kısmı için anne adaylarını uyarıyorum;)
Mis gibi sandal ağaçlarının ateşinde pişen, dedesinin taaa Çatalca'dan gönderdiği muhteşem sucukları,
Yörük Ramazan'n o kocaman dilimli lezzetli patates kızartması, salatası ve
Kekova tepelerinde otlanan kuzuların etini afiyetle midesine indirdi.
Purple House'ta Ada ile tanıştı, yine görüşmek için sözleştiler.
Likya yolunda yürüyüp, eski kuyuların soğuk sularıyla yıkandı.
Kaş'ı taaa tepelerden yükseklerden ilk kez gördü, Hasan Amca'sının cennet bahçesi Shanti Garden'a ilk kez gitti.
Benim güzel bebeğim bu ilk tatilinde hayattan, doğadan zevk almayı ve tüm yemeklerin lezzetinden tatmayı öğrendi;)





22 Temmuz 2014 Salı

MACERA BAŞLIYOR



Son aylarda adımın, yaşımın, yaptıklarımın bir önemi yokmuş gibi. 
Çünkü ben artık bir "anneyim". 
Modern tıbbın ölçümlerine göre tam 16 hafta 4 günlük bir anne...
Sağlıklı, çok heyecanlı ve çoook mutlu bir anne...
Yeni bir çağın başlangıcı, 
geçilen başka bir boyutun kapısı, 
yeni bilgiler, yepyeni duygular ve hisler...

Merhaba, hoşgeldin minik bebek;)


İçimizde bir organizma büyüyor, bir canlı yaşıyor ve onun yaşamasını biz sağlıyoruz. Tüm bu gerçeklik inancımı nasıl da körükledi. Şükranlarımın ardı arkası kesilmiyor. Artık teknoloji sayesinde Warhol'un dediği gibi herkes 15dk da olsa 'ünlü olabilme şansı'na (!) erişmişken, asıl tüm kadınların bu gerçekliği yaşama şansını yakalamasını öyle çok isterim ki. Çünkü biz bunun için kadınız, o kadar basit;) Bu güzel dünyaya yepyeni, masum ve herşeyiyle pozitif bir enerji daha getirme yeteneğindeki kadınlarız. Onu sağlıkla, mutlulukla yetiştirip geleceğimizi oluşturma gücü elinde olan kadınlarız. O zaman hadi bakalım, daha önce hiç bir kitapta okumadığımız, hiç bir filmde izlemediğimiz, hiç yaşamadığımız yepyeni bir maceraya hazır mısınız? Bu bizim kendi yolculuğumuz, kişiye özel, her kadın için bambaşka ve her annenin de dediği gibi "başka hiçbir şeye benzemeyen" bir macera...



Antalya'ya taşınalı 1 ayı henüz geçmişken, bundan birkaç ay önce İstanbul'da bebeğimin müjdesini ilk veren, Moda Aile Sağlık Merkezi'ndeki Tezer Hemşire aradı bugün. Çok güzel bir insan, parlıyor;) Durumumuzu sordu. Ona güzel haberlerimi verdim, "herşey yolunda, çok iyiyiz".  Ne güzel bir takip bu anlatamam, nereye giderseniz gidin, sizi ve bebeğinizi buluyorlar, soruyorlar, bilgi veriyorlar, uyarılar ve hatırlatmalar yapıyorlar. Bu onların görevi de olsa insan düşünüldüğünü, önemsendiğini hissediyor, bilgileniyor. Tezer Hemşire'yi hazır yakalamışken beni ve eminim her hamile anne adayını en çok meşgul eden konulardan biri olan şu kilo meselesi ile ilgili geçmiş bilgilerimi güncelledim. 

Bebeğim yaklaşık 5-6 haftalıkken kilom 53,5 miş. 
Şimdi 16 haftada 58,5-59 kg arasındayım. 

"Hamilesin, canın istediğini yersin, canın çektiği çocuğa can katar..." söylemleri o anda bizi rahatlatıp önümüze geleni yememizde motivasyon sağlasa da, hem kendimizi hem de bebeğimizi düşünerek dizginleri biraz elde tutmanın faydası olduğunu düşünüyorum. Tezer Hemşire içimi rahatlattı,  kilo alışımız kontrolde, gayet uygun haftalık takvimimize göre...

İşte size de bir link, kilonuz ve boyunuz doğrultusunda hamileliğiniz boyunca almanız gereken ortalama kiloyu hesaplamanızı sağlıyor. Ve benden bir öneri bir tartı/baskül edinirseniz haftalık kilo takibinizi kolayca yapabilirsiniz.